Yolculuk öncesi:
Sabiha Gökçen hava alanına şehir dışından garanti olsun diye erken geldiğimiz için vakit geçirme derdimize yakınlarda bulunan viaport derman oldu, hem yeme içme, hemde uçuştan önce son ihtiyaçların giderilmesi için gayet güzel bir nokta. Hava alanında her şey ateş pahası olduğu için şehir dışından gelenler için hava alanına yakın bölgelerde vakit geçirmek ideal. Özellikle de Sabiha Gökçen gibi metro bağlantısı olmayan hava alanlarında. Tek dezavantajı; kendinizi gezmeye fazla kaptırmayın, sonra uçuş yalan olabilir. İstanbul dışı gezginlere duyurulur.

Araba park etmek için çeşitli seçenekler var. Pegasus’un parkı günlük 8 TL iken havaalanına yakın bazı otoparklar günlük 10 TL civarına hizmet vermekteydiler. Karnımız tok sırtımız pek olunca Sabiha Gökçen’in halka açık mekanları bize lounge gibi geldi. İnternet check in sayesinde yaklaşık 100 kişilik sıradan kurtulduk, aileyle birlikte o sıraları beklemek gerçekten zor.

Gidiş yolculuğu:

İlk uçağımız Katar hava yollarının A320 modeli uçağıydı. Pusetli koltuklar olan 8A ve 8B’ye kurulduk, hemen önümüzde olan business koltukları daha geniş olsa da bacak mesafesi olarak süper rahattık. Yanımızdaki koltuğun boş olması da ayrı bir avantajdı bu arada. Burada asıl uçaktaki basınç olayından bahsetmek istiyorum. Bu konuda merakımı gidermek için yanıma basınç ve yükseklik ölçeri olan saatimi de almıştım. Uçak 10.000 küsur metrede uçarken altimetrenin 2.000 küsur metre değerde olduğunu gözlemledim. Farkın olması gayet doğaldı çünkü altimetre basınca bağlı olarak yüksekliği ölçüyordu. Demek ki uçağın çeperleri ile dış basınç arasındaki farkın çok fazla açılmasını istemiyorlar diye düşündüm, çünkü isteseler içerideki basıncı ilk kalkış noktasıyla sabit tutarak kulaklarda ve sinüslerde hissettiğimiz rahatsızlığı engelleyebilirlerdi. Daha fazla bilgi için: http://www.uteddergi.com/…/ucaklar-neden-basinclandirilirla…

A320’deki basınç olayı bizim küçük kızın rahatsız olmasıyla dikkatimi çekmişti. Eşimde biraz etkilendi ama ufaklık ve diğerlerinde bir problem olmadı. Doha aktarması sırasında bebekli aileler elini çabuk tutup bebek arabası bulurlarsa rahat ederler bekleme boyunca. Ben doha hava limanını beğendim. Özellikle çocuk parkları oldukça sanatsal tasarlanmış. Ayrıca bebekli ailelere her zaman öncelik tanıyorlar, bekleme salonuna girerken biletimize bir çıkartma yapıştırdılar ve uçağa ilk bizi aldılar. Bu durum özellikle A380 için faydalı çünkü kalabalık yolcu grubu epey uzun bir sürede yerlerine geçebiliyor. Biz yerimize oturduktan yarım saat sonra arkadaşlar yerlerine geçebildi. A380’i beğendim fakat bu sefer inişte basınç sırasında etkilenen ben oldum. Ne hikmetse bu yolculukta bu sorunu iki farklı uçuşta da yaşamış olduk (not: burnum tıkalı değildi)

1. gün: Çocukla özellikle bebekle tatile çıkınca birden business alaka görmeye başlıyorsunuz, en azından Qatar Airways de durum böyleydi. Tabi Bangkok’da pasaport sırasını düzenleyen görevliler akılları sıra bebekli olduğu için sadece hanımı ön tarafa almak istediler ama “biz ayrılamayız” şarkısı buralarda pek bilinmediği için bir türlü pasaport kontrolünü hızlandıramadık. Para bozdurmak için son ana kadar bekleyin, çünkü genelde çoğu yerde sıra oluyor. Binadan çıkmadan hemen önce yine bir change office göreceksiniz, orada sıraya girmeden para bozdurabilirsiniz. Public taxilerden geniş olanlardan birini istedik ve 5 dak bekledikten sonra taksiye binebildik. Pazarlık olayı gün geçtikçe yayılıyor Tayland’da, taksici siz kalabalıksınız deyip pazarlık etmeye başladı, bavullarımız da araca yerleştiği için genel aklımda olan fiyatlara yaklaşınca kabul edip “sür” dedim yol yorgunluğunun da verdiği sabırsızlıkla. İlk otelimiz Naradiwas/Sathon bölgesindeki Chatrium Residence idi. Otel seçiminde en çok dikkat ettiğim husus “residence” olmasıydı.1+1 şeklinde olan residencelar çocuklu aileler için oldukça ideal. İçlerinde çamaşır makinesinden ocağa, ütüden donduruculu buzdolabına kadar her şeyin olması ihtiyaç durumunda (ki mutlaka ihtiyaç oluyor) tam bir can simidi. Yol yorgunluğu sebebiyle kendimizi havuz kenarına attık ve sıcak havanın tadını çıkardık. Aileyle gelince daha geniş olmanız gerekiyor, yorgun argın hemen kendinizi dışarı atmak istemiyorsunuz. Çünkü bir kaç saat sonra çocuklardan birinin su koy vereceğini adınız gibi biliyorsunuz. Nasıl olsa önümüzde 7 tam gün var, her yeri gezmemize fazlasıyla yeter (mi acaba 🙂 ).

2. gün: Sabah erken kalkmak için sözleşmiş olsak da biyolojik saatimiz buna izin vermedi ama gerek küçük adamın sayesinde gerek de kahvaltıyı kaçırmamak için güç bela uyandık. Chatrium’un kahvaltısı güzeldi her sabah suşi çeşitleri, bol meyve, tereyağ, bal ve haşlanmış yumurta ile karnımızı güzelce doyurduk. Çocuklu arkadaşlara genel tavsiyem şu; mutlaka kahvaltıya gezmeye hazır olarak inin. Kahvaltı sonrası tekrar odaya çıkmak her seferinde en az bir-bir buçuk saate mal oldu ama bizim vaktimiz bol tabi (!), ondan dolayı da biraz rahatız. Günlerden pazar olunca önceden planlamış olduğum 1. Chatucak ( ya da JJ market) hafta sonu pazarına gitmek için taksiye bindik. Küçük bir ordu büyüklüğünde (4 yetişkin, iki çocuk, bir bebek ) olduğumuz için taksicilerden bazıları bizi almak istemedi nedense. Pazara varınca rastgele dolaşmaya başladık. Ana sokaklarda dolaşmak bebek arabasıyla kolaydı ama ara sokaklara gelince iş zorlaşmaya başladı. Bizde aralara minik sortiler yaparak ana kollardan ilerlemeye devam ettik. Burayı muhakkak tavsiye ediyorum çünkü burada ne ararsanız var. Alışveriş, yeme içme, ve masajın çok ucuz olmasının yanı sıra, kültürel olarak da Bangkok’ta Tay halkına en çok yaklaşabildiğimiz turistik nokta burasıydı. Pazar olunca fiyat vermeden geçmek olmaz: 100 bahta bayan pantolon (eşim farklı renklerinden 5 adet aldı, 5 tanesi bile Tr’de bir pantalon parası etmiyor) . 80 bahta deri kemer, 20 bahta balık köftesi vs vs. O kadar çok şey var ki; mesela arkadaşlar masaj yağları aldı, biz geleneksel kısa saplı kaşıklardan aldık fakat aldığımız şeylerin yarısını bile yazsam destan olur diyebilirim. Bu arada domuz eti burada da inanılmaz yaygın, ama benim gibi bundan çekinen arkadaşlara bir yer tarif edeceğim. Buranın merkezinde minik bir saat kulesi var, oraya yakın bir noktada “saman islam” adında helal sertifikalı bir yer var ki içerisi tıklım tıklımdı. Sanırım yemekleri güzeldir Çok kalabalık olduğu için biz ana yol üzerinde bir başka yere oturduk ve tavuklu malum tay yemeklerinden yedik ama pek beğenmedik. Tam yeniden pazara dalacaktık ki herkesin ayağa kalktığını ve marş çalmaya başladığını gördük. Meğerse saat 18.00 da pazar kapanıyormuş. İç kısımlara bu saatten sonra girme şansınız yok. Hanımın bazı dükkanlara bakacaktım şeklinde dudak bükmesinden anladım ki buraya tekrar geleceğiz Yinede ana yol üzerinde çeşitli işporta türü ve pazarın dışında kaldığını tahmin ettiğim kenar dükkanlar satış yapmaya devam ediyordu. Orayı da gezdikten sonra dolu ellerle fazla gezmek mümkün olmadığı için otele döndük. Tahmin edeceğiniz gibi yorgunluktan bir yere çıkmak aklımıza bile gelmedi ve 2. günü de böylece bitirdik.

3. gün: Artık biyolojik saatimiz rayına oturmaya başladı ama biz sakin turistleriz ve “kasmak” asla lügatımızda yok. Öğlen civarı otelimizden çıkıp çocukların ve arkadaşların hatırına (çünkü hanımla daha önce gitmiştik) grand palace’a doğru yol alıyoruz. Noel tatili sebebiyle ve 31 aralık-3 ocak yılbaşı tatili sebebiyle olsa gerek mahşeri bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Daha önce içeri giren arkadaşların da tesiriyle “kasmayarak” bahçede turluyoruz, içerideki emerald budha (inanışa göre bu heykel yapılmamış, kendiliğinden oluşmuş!) çok küçük olduğu için doğru düzgün görülemiyormuş. Ama genel manzarayı ve havayı teneffüs ediyoruz. Çok yerde geçer, birde ben hatırlatayım, 1-içeriye bacakları ve omuzları açıkta bırakan kıyafetlerle giremediğiniz için hazırlıklı gelmekte fayda var. Diğer türlü kıyafet almak ya da kiralamak durumunda kalırsınız. 2-Buranın bileti (500 baht) birkaç yerde daha geçiyor, onun için atmayın. Bu arada kalabalığın grand palace’ı bırakıp başka manzaraya odaklandığını görünce bende oraya gittim meğerse bizim keratanın fotoğrafını çekme çabasındaymışlar. Bebekle tatile çıkmanın keyifli bir yönü de insanlarla iletişim kurmak için çaba sarf etmenize gerek kalmaması. Sırada meşhur Wat Pho (Wat Po, Vat Po) var. Kapıdan çıkıp sola (chao phraya nehri tarafı) dönerseniz ve duvarı takip ederseniz muskacılar ve bit pazarı tarzı satış yapan yerleri göreceksiniz. Burayı daha çok tavsiye ederim. Sağ tarafta ise çok önemli olmayan bir tapınak, pembe fillerden oluşan heykel ve deniz kuvvetleri binalarını görürsünüz (ki görmeseniz de olur). Wat Pho’da da aynı kalabalık vardı ama geniş bir kompleks olduğu için sıkışıklık söz konusu değildi. Grand palace ve wat phoyu tam olarak gezmek istiyorsanız en az ikişer saat ayırmanızı öneririm. Ayrıca wat pho’da masaj yaptırmakta mümkün. Böylesine önemli bir tarihi mekanda (aynı zamanda tarihi bir masaj okulu) masaj yaptırma fikri oldukça hoş, muhtemeldir ki masöz(r)lerinde hepsi okumuş çocuklar J   Burada fiyatlar dışarıya göre tabii ki biraz yüksek ama aşırı değil. Onun için vaktinizi burada masaja göre ayarlamanızı tavsiye ederim.

Çıkışta hava kararmaya başladı ama bu sefer otele gitmek yok. Meşhur sırt çantalıların olduğu yere (khaosan road) gitmek istiyoruz. Dışarı çıktığımızda bir gence nasıl gideceğimizi sordum ve bana durakta bekleyen otobüsü gösterdi. Neden olmasın, bu da Bangkok yaşamının bir parçası. Otobüsün bomboş olması da diğer cazip olan taraftı. Biletleri içeriden aldık, otobüs oldukça salaştı ama temiz sayılırdı. Tabii ki fotoğraf çekinmeyi de ihmal etmedik J Khaosan road oldukça kalabalık ve dar sokaklardan oluşuyor. Bu pek istemediğimiz bir durumdu ama çok problem olmadı diyebilirim. Yeme-içme, masaj, alışveriş, irili ufaklı pansiyonlar, hosteller, seyyar satıcılar ve tabi eğlence hayatı. Ama aile olarak rahatsız olunacak her hangi bir durum yoktu burada. Etrafta sadece deniz ürünleri yapan restoranlardan da epey sayıda var olması da ayrı bir avantajdı tabi. Bir şeyler yedikten sonra yorgunluğa deva olan meşhur masaj salonlarından birine daldık ailecek. Masaj salonuna dışarıdan baktığınızda hangi tür(!) olduğu belli olur, onun için endişe etmeyin. Eşim genel olarak boynundan şikayetçi olduğu için baş ve boyun masajını tercih etti ve çok memnun kaldı, kızlar ve diğer arkadaşlarda aynı şekilde. Ve tabi sizleri de düşünerek mekânın fotosunu çektim. Burada seyyar satıcılarda da güzel yiyecekler var. Meşhur muzlu-çikolatalı pancakeleri şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca, yemek yedikten sonra gördüğüm seyyar satıcının sattığı közde tuzlu balık (?) esnaf tarafından kapış kapış alınıyordu. Hanım ve ben kokusuna baktık ve tok olduğumuz halde beğendik kokusunu. Bu balığı da denemenizi öneririm. Bir şeyler içmek isteyenler için minibüs-barlar ilginç bir tecrübe olabilir, epey müşterisi vardı gördüğüm kadarıyla. Artık yorulduk ve otele dönüş vakti 😀
4. ve 5. gün:
Bu iki günü beraber yazıyorum çünkü en az yoğunlukta olan günlerimiz bunlardı. 4 gün ilk iş aslında 3. gün yapmamız gereken wat arun gezisiydi. Grand palace-Wat Pho-Wat arun üçlüsü normalde 6-7 saatte gezilebilecek bir yer ama biz hem mecburi taksi kullanımından hem de ağır hareket eden bir grup olduğumuz için bunu iki güne yaydık. Wat-Arun yani şafak tapınağına çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü çıkamadığımız için akşamüstü vardık. Gidecek olanlara da tavsiyem akşamüstü gitmeleri, çünkü hem gündüz hem de gece görülmeli burası (tabi saat 18’den önce çünkü kapanış bu saatte J ). Yılbaşı dolayısıyla dilek yazılan büyük sarı brandalara bizde dileklerimizi yazdık. Birçok dilde yazılan dileklerin görüntüsü oldukça hoştu. Wat arun’da sadece burmalılar tarafından yapılan meşhur kuleler değil çevrede bulunan tapınak ve bahçe kısmında da çok hoş objeler bulabilirsiniz. Biz yaklaşık üç saat geçirdik burada ve oldukça keyif aldık. Fotoğraf makinenize en çok sarılacağınız yerlerden birisi wat arun. Çok fazla kayda değer detay var her yerde. Buradan chao praya nehrinin karşısına feribotlarla geçiyoruz. Feribottan indiğiniz karşı tarafta bir mini çarşı var. Genelde ürünler pahalı. Bu mini çarşının hemen çıkışında solda bir pad thai’ci amca var. Ben burada karidesli pad thai yedim ve çok beğendim fiyatı ise 60 baht. Aynı zamanda tatlı olarak mango-sticky rice(bildiğimiz sütlaca benziyor) denedim ve oldukça memnun kaldım. Aile eşrafı da bu ürünleri beğendiğine göre uzak doğu tatlarına uzak duran arkadaşlara bu yiyecekleri tavsiye edebilirim J . Hava kararmaya başladığı için hemen çarşının çıkışında sol taraftaki parka geçiyoruz. Amacımız meşhur wat arun gece siluetini izlemek ve fotoğraflamak. Burayı da tavsiye ederim. Fotoğraf çekme konusunda iyi olan arkadaşlar, burada oldukça güzel pozlar yakalayacaktır eminim (ben ne yazık ki bu konuda oldukça beceriksizim). Bu parkta da bir saat kadar vakit geçirdik ve ailecek keyif aldık. Bir önceki gün tadına baktığımız masajın etkisiyle akşamı otelin karşısında bulunan yerde masaj yaptırarak noktalamaya karar verdik. Bu salonu (Zenith) şiddetle tavsiye ediyorum çünkü oldukça profesyonel çalışıyorlar ve hakkını veriyorlar. Mesela burada elemanların branşlaşması bile bence önemliydi. Çalışanların bazıları thai, bazıları ayak masajı yapıyordu. Hepimiz thai masajı yaptırmak isteyince sıra beklemek durumunda kalmıştık. Oysa boşta bekleyenler vardı fakat onlar ayak masajcısıymış. Burada bende thai masajını tercih ettim ve biraz acı veren kısımları olsa da çıkışta kendimi oldukça iyi hissettim. Lokasyon: Chatrium residence karşısı, naradiwas sokak.

5. gün
Bugün ikinci otelimize gideceğiz ve bizim gibi geniş ailelere sesleniyorum: tam bir hataymış bu L Bu kadar çocukla bavul toplamak ve sonrasında tekrar yerleştirmek ve alışmak çekilecek çile değil. Asla tavsiye etmiyorum otel değişimini. Transfer için büyük taksi istedim 1000 baht civarı isteyince affınıza sığınarak “oha” deyip iki adet klasik tipte taksi çağırttım. Ve ikisine toplam 400 baht ödedik J Bu büyük taksiler genelde havaalanına çalıştıkları için şehir içine de aynı fiyatı istiyorlar ama taksicilere bir şeyler olmuş, çok alakasız fiyatlar duydum bu gelişimde. Yeni otelimiz Sukhumvit 15. sokakta bulunan “royal president”. Yine bir rezidans fakat bu sefer biraz daha eski bir otel ve havuzu çok küçük. Süs havuzu gibi desem yeridir. Odaları ve personel ise idare eder. Yine kurutmalı çamaşır makinesi, mini mutfak, buzdolabı vs her şey vardı. Yerleşme işi bitince biraz sukhumvit havası alalım dedik. Cadde kaldırımları hem dar hem de işporta tezgâhlarından dolayı yürümek pek zor. Ama bu tezgahlardan pazarlıkla magnet ve ucuz hediyelik eşya ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Otelimize yakın olan terminal 21 avm’yi gezdik ve yiyecek bir şeyler aldık. Oldukça lüks ve pahalı bir yer burası. Metro durağından direk bağlantı var aynı zamanda. Yılbaşı eğlencelerinin merkezi central plaza (siam) olmasına rağmen biz sukhumvit sokaklarında turlamayı tercih ettik (tabiki red light district’lerden uzak durduk.) Arkadaşlar bir arap lokantası görünce hemen bir şeyler yemek istedi ama yemekleri hiç beğenmediler. Zaten ne kebap kababa, ne döner dönere benziyor buralarda, daha önceki gelişimizde de tecrübe etmiştim bunu. En iyisi yerel lezzetleri mümkün olduğunca denemek derim her zaman. Beğenmeseniz de denemiş olursunuz ki mutlaka arada beğeneceğiniz lezzetler olacaktır. 2015’e sukhumvit sokaklarında yürürken girmeyi, yeni yılda bol bol gezeceğimize yorarak günü tamamladık ve otelimize döndük.
6. gün:
Bugünü, Yaowarat (Chinatown ve golden buda) ya ayırdık. Daha önceki gelişimizde vakit ayıramadığımız bu bölge dünyanın en büyük (bu ifade benim gibi ansiklopedi okuyarak büyüyen nesil için hep ilgi çekici olmuştur) altın heykelini bulunduran ve bir miktar Çin havasını soluyabileceğimiz Bangkok’un en eski yerleşim yerlerinden biri. Çin mahallesinde en dikkatimi çeken şeylerden biri kuyumcu dükkanları oldu. Bizde ramazan zamanı pide kuyruğu neyse burada da kuyumcuların içindeki kalabalık onu andırıyordu. Burada da ana cadde üzerinde kaldırımlar küçük çaplı bir pazara dönmüştü fakat diğer bölgelerden farklı olaraka burada satılan her şey doğal olarak Çin’i hatırlatıyordu. Öyle ki bu bölgede bırakın İngilizce’yi Tay yazısı bile göremiyorsunuz satıcıların önemli bir kısmında. Satıcılarla İngilizce olarak anlaşmakta epey zor bu nedenle tadını merak ettiğim bazı yemekleri deneyemedim içlerinde ne olduğunu anlamadığım için 🙂Burada kurutulmuş gıdaların her türünü bulabiliyorsunuz. Ara sokaklarda kurulan pazarda da yiyecek içecekten tutun giyim ve oyuncağa her şeyi bulmak mümkün. Bizimkiler geleneksel Çin kıyafetlerinden aldılar. Buradan bir yakınınıza hediye kıyafet alırken aman dikkatli olun çünkü ölçülerde inanılmaz farklar var. Bizdeki L beden burada yaklaşık 4XL’ye karşılık geliyor 🙂 Bu bölgeden yürüyerek Wat Traimit yani altın budanın olduğu bölgeye geldik. Altın buda dört katlı bir yapının en üstünde bulunuyor bu nedenle çocuklu aileler binanın zemin katında bulunan asansörü kullanabilirler. Bu asansöre ulaşırken ayakkabı çıkarılan bölüm var ama ayakkabılarınızı yanınıza alın çünkü üst kısımlarda lazım olacak 🙂 Bu altın kaide kesinlikle etkileyici ve fotoğraflardan büyüklüğünü kesinblikle anlamıyorsunuz. Bu arada bu heykelin meşhur hikayesini her yerde bulabilirsiniz. Burada da fotoğraf çekecek detay aramakta zorlanmayacağınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Ortamda bulunan ruhani hava da hoşuma gitti, bahçede çalınan müzikler ve altın buda çevresinde söylenen ilahiler ortamın etkisini tamamlıyordu. Akşam Bangkok’un en önemli AVM’si sayılabilecek MBK’ya geldik. Hem yemek hem de alışveriş ihtiyaçlarımızı giderdik. Burası özellikle cep telefonu açısından çok avantajlı bir yer fakat sahte ürün konusunda dikkatli olmanız şart! Ben almadım ama bugünlerde TR’de 1300 TL’nin üzerinde satışa sunulan HTC 820 orada 700 TL’nin altındaydı. Uzakdoğu yemeklerine “uzak” olanlar buranın 5. katında bulunan dünya mutfakları kısmında karınlarını doyurabilirler ama bence fiyatlar pahalı. The fifth avenue’nin çıkış kısmında bir helal belgeli restoranda var ama fiyatlarına bakmadım. genel olarak giyim ürünleri de pahalı burada. Kısaca cep tel haricinde her şey fiyat olarak özellikle Chatuchak’ın epey üzerinde. Birde cep tel kısmı avm’nin geri kalanından farklı olarak 21.00’da kapanıyor, dikkat! Artık otele dönüp dinlenme vakti.
7. gün:
Bu sabah çok methedilen Lumphini ( Lumpini ) parka gitmeyi planladık ve açıkçası planlarımızı çoğunlukla akşamları belirliyordum. Tabi her gün planladığım yerlerin yarısını bile gezemediğimizi de belirtmem gerek. Lumphini parka ulaştığımızda burayı Bangkokluların neden çok sevdiğini de anlamam pek uzun sürmedi: Burası Bangkok’un geri kalanı düşünüldüğünde “arındırılmış bölge” sayılırdı. Tam anlamıyla bir şehir parkı! Nitekim bize de, günlerce kalabalık bölgelerde gezdikten sonra burası cennet gibi gelmişti. Kafa dinlemek, ağaçların altında oturup kitap okumak ve dinlenmek için gayet güzel bir yer. Ayrıca yine fotoğraf çekimi için güzel bir mekan daha 🙂 Parkı boydan boya yürüyerek Rama 4 heykelinin oradan çıktık. Parkta satılan balık yemlerinden alıp bu heykele yakın olan havuza attığınızda kedi balıkları ve diğerlerinin oluşturduğu cümbüşe tanık olabilirsiniz. Parkın çıkışında yılan çiftliğine gittik ama kapalıydı. Bana tuhaf gelen buranın aynı zamanda hastane olmasıydı! Lumphini parktan aldığımız enerji sebebiyle olsa gerek yürümeye devam ettik ve yol üzerinde bulunan devasa bir ikiz kulenin altında bulunan Chulalongkorn avm’de çay molası verdik. Burada da epey restoran seçeneği vardı. Sombon seafood’un menüsünü inceledim ve fiyatlar bana göre epey uçuktu açıkçası. Bizim çocuklar yine MBK’de yemek isteyince buradan MBK’ye yürüyerek Bangkok yürüyüş rekorumuzu da kırmış olduk 🙂 MBK için birde ek bilgi vereyim. Burada bulunan telefon tamircileri bizimkilerin tamir olmaz dediği telefonları da tamir edebiliyor. En azından ben şahit oldum. Özellikle ekranı kırılan akıllı tellerinizi burada uygun fiyatlarla tamir ettirmeyi unutmayın. Bir gün daha bu şekilde sona erdi. 8. gün cumartesi olunca bir kez daha Chatuchak pazarına gittik çünkü hanımın daha alacak çok malzemesi vardı. Uçağımız Pazar sabahı çok erken olduğu için pazara ek plan yapmadık ve bir Bangkok seferi de böylece bitti.

Bonus: Damnuen Saduak, Amphawa, Chao praya turu, pantip plaza, patpong gece pazarı:

Damnuen Saduak- Amphawa yüzen çarşıları: Bangkok’a ilk gidişimizde görsellerden aklımızda yer eden önemli turizm noktası yüzen çarşıyı görmeyi çok istemiştik. Öncelikle Bangkok içinde Chao Phraya kanalında bulunan (ya da bulunmaya çalışan) yüzen çarşılar sahte, kanal turu yapacaksanız bunları zaten göreceksiniz. Burada bahsettiklerim ise Bangkok’a bir saatten fazla mesafede bulunan kompleksler halindeki yüzen çarşılar.
Yuzen pazar alisverise pek uygun değildi, fiyatları genelde piyasanın özellikle de Chatuchak’ın çok üzerinde. Buraya gelişimizin asıl sebebi tabi ki bu ilginç ve tarihi pazarları görmekti.
Pazar öğlene kadar sürdüğü için sabah erken kalkıp yola çıktık. Bangkok’tan 1500 bahta taksiyle anlaştık. Daha önce okuduğum yazılarda bunun üzerinde fiyatlar görmüştüm fakat kazık yediğimi daha sonra anladım, 1000 bahtın altına o zamanın şartlarında işi rahat bitirirmişiz. Taksi yolculuğu sırasında yol kenarında pirinç tarlaları görebilirsiniz. Aceleniz yoksa buralarda taksiyi durdurup güzel kareler yakalayabilirsiniz. Biz zaman darlığından durmadık. Taksi tecrübesi (kazık) sonrası ikinci şok dalgasıyla bot turunu alacağımız kısımda karşılaştık. Daha önce kişi başı 400 baht civarına alındığını duyduğum (ki daha ucuz fiyatlarda vardı) bot turunu kişi başı 2500 bahta satmaya çalıştılar ve ister istemez bir sinir harbi yaşadık. Tayland’da üç kağıtçılık bir sanat haline gelmiş bazı yerlerde. Adamlar üzerinde fiyat yazan bilet koçanları yapmışlar ve bu koçanlar resmi fiyatmış havasında gözünüze sokuluyor. Koçanı görünce bunu gerçek fiyat sanıp pazarlık etmezseniz ayvayı yediniz demektir. Pazarlık yaptıkça daha ucuz fiyatlı koçanlar çıktı. Sonra taksi şoförünü da araya sokup 500 er bahta kadar indirdik fiyatı tabi (2500 nire 500 nire ). Bu arada toplu taşımaları kullanıp, biraz yürümeyle çarşının merkez kısmına da ulaşabilirsiniz (forumda gayet ayrıntılı bir yazı var bunun hakkında). O zaman iyice bedava olur bu aksiyon.
Damnuen Saduak için şunları söyleyebilirim, fotoğraflarda ki güzelliği yakalamak biraz zor burada. Benim en çok eğlendiğim nokta, bizim kaptanın da sayesinde kanallar arasında yaptığımız ralliydi. Ama hanım için durum tam tersineydi. “Damnuen Saduak’te adrenalin yaşanır mı” nın cevabı bizim kaptana rastlarsanız “evet” Teknelerin bazı yerlerden zar zor geçtiği bu daracık kanallarda hız yapmak gerçekten iyi bir deneyimdi. Onun haricinde tekne üzerinde, satıcıların teknelerinden yapılan alışveriş biraz rutini yaşamak için ideal olabilir. Meyveler her yerden pahalı da olsa alınabilir düzeydeydi. Bir yerde Hindistan cevizi suyu içtik, şirkettendi ama bir şeye benzemiyordu (sanırım içine şeker katılmış).
Taksi şoförümüz biraz insafa gelmiş olacak ki bizi ücretsiz olarak amphawa yüzen çarşısına da götürmeyi önerdi. Orada yemekte yiyebileceğimizi söyledi. Amphawa daha sakin bir yerdi ve dükkanlar ve restoranlarıyla bende daha düzenli bir yermiş hissi uyandırdı. Kanaldaki teknelerden yengeç karides vs alarak karnımızı doyurduk. Eğer Damnuıen Saduak’a gelecekseniz buraya da uğramanızı öneririm çünkü oldukça yakın ve güzel bir yer. Ayrıca alışverişe de daha uygun. Ayrıca fotojenik bir mekân olduğunu da söyleyebilirim.

Chao Phraya kanal turu:
Bu tur kesinlikle Bangkok için vazgeçilmezlerin başında geliyor. Bangkok varoşlarını görmek ve güzel fotoğraflar çekmek isteyenler kesinlikle bu aktiviteye katılmalı. Biz feribotla wat aruna geçilen yerden kiralamıştık botu. 1 saatlik turu 1000 bahta aldık ama daha ucuza da alınabilir. Belki de ben pazarlık olayını pek bilmiyorum 🙂 Bir saatlik tur bana göre yeterliydi. Burada birkaç yere uğruyor ve malumunuz genelde satış amaçlı yerler. Pek ilgilenmeyin, yoksa satıcı ısrar eder ve vakit kaybedersiniz, çünkü gezecek yer çok. Kanaldaki balıkları beslemenizi tavsiye ediyorum. Bunun için bir yerden ekmek alıp suya atıyorsunuz (kaptan uğrar kesin buraya). Hemen botun dibine atın ekmekleri ve çümbüşü yakından görün, makinelerinizi de hazırlayın 🙂 Kanalda gezerken dev kertenkele görme ihtimaliniz de epey yüksek. Biraz ürkütücü görünse de zararsız olduğunu öğreniyoruz. Sanırım kanaldaki balıklarla besleniyorlar. Yine de siz, siz olun, bu kahverengi renkli kanala düşmek gibi bir hata yapmayın 🙂 Suyun etrafındaki gecekondu tarzı evlerde banyo yapan, çamaşır yıkayan insanların, sizleri meraklı gözlerle takip eden çocuk-genç-yaşlı yerel halkın arasında bulmaktan bir yandan keyif duyacaksınız, diğer yandan hallerine hafiften acıyacaksınız. Ama kimin daha mutlu olduğunu kim bilir?
Patpong Night Market:
Taksiyle otele giderken night market yazısını görünce aceleyle taksiyi durdurup burayı da bir gezelim diyerekten plansız programsız dalmış bulundum buraya. Ortası pazar, kenarları red light district olan bir yer olduğunu o gün öğrenmiş oldum 🙂 Pazar kısmı çok küçük, kenardaki mekanlar ise oldukça salaş görünümlüydü. Hanımın isteğiyle, sokağın başında bulunan Lübnan restoranında yemek yedik. Restoranda bulunan Ermeni bir garsonla Türkçe sohbet ettik. Yemeklerini pek beğenmedik ama masadan aç olarak kalkmadık en azından. Burası ne alışveriş ne de eğlence için elverişli bir mekan benim izlenimlerime göre. 500-600 metre uzunluğunda bir sokak, kenarlarda eğlence mekanları, yolun ortasında kıyafet, aksesuar, incik-boncuk satıcıları ve bitti 🙂 Sokağın diğer ucunda da kahve içebileceğiniz ve yemek yiyebileceğiniz mekanlar mevcut. Biz bu tarafta birer kahve içtik ve otelimize döndük.

Pantip Plaza:

Bangkok’a ilk gidişimizde çocuklar yanımızda yoktu ve onlara birer tablet sözü verdiğimiz için yolumuz pantip plazaya da düşmüştü. Pantip plazanın giriş katında daha çok aksesuar satanlar yer alıyor ve hafiften bir pazar görünümü mevcut. Üst katlarda ise akıllı telefon, tablet, dizüstü bilgisayar, fotoğraf makinesi ne ararsanız bulabileceğiniz mağazalar vardı. Genel olarak yurt dışından elektronik ürün alırken mutlaka test yapmakta fayda var. Çünkü bazen kullanılmış veya bozuk ürünler satmaya çalışanlar olabiliyor. Gördüğüm kadarıyla tablet fiyatları MBK ile aşağı yukarı aynıydı ama burada daha derli toplu firmalar çoğunluktaydı. Tabletlerimizi aldık ve vergi iadeleri için form düzenlettik. Bu vergi iade formlarını, havaalanı pasaport kontrolünden önce onaylatmanız gerekiyor, dikkat! İadenizi ise pasaport kontrolünden sonra alıyorsunuz.

Güncelleme: Bangkok’ta ulaşım için şu an Uber uygulamasının en uygun olduğu bilgisini aldım arkadaşlardan. Gidecek olanlar dikkate alsınlar.