DSC05496

 

Tokyo’ya kaç gün ayıracağınız tamamıyla size kalmış, en az iki tam günden başlar, 10 güne kadar çıkar bana göre. Daha fazla da olabilir. Bu sizin gezmekten ne anladığınıza ve ne kadar vaktiniz olduğuna bağlı. Eğer Tokyo şehri içindeki turistik en önemli noktaları gezeceğim diyorsanız iki gün, şehrin tüm tarihi ve turistik noktalarıyla gezmek istiyorum diyorsanız 5-6 gün yeterli olacaktır. Eğer şehre yakın turistik noktaları da gezeceğim diyorsanız siz onu 10 gün yapın bence 🙂 Bu konu gerçekten çok göreceli, iki günde Tokyo gezilir miymiş diyenleri duyar gibiyim. Ama zamanınız kısıtlıysa pek tabi gezilir 🙂 Örnek; benim gezim, Haydi başlayalım:

Tokyo’ya Incheon’dan aktarmalı olarak akşamüzeri ulaştım. İlk işim JR Pass ofisine uğrayıp daha önce TR’den aldığım belgeyi karta dönüştürmek oldu. Daha sonra ekspres tren ve 3 günlük metro kartını 3500 yen ödeyerek aldım (kredi kartı geçerli değil). Metro kartını ilk hangi gün kullanırsanız, o gün dâhil üç gün geçerli oluyor. Narita,  Tokyo’nun merkezi bölgelerine epey uzak olduğu için ekspres tren biraz tuzlu olsa da tercih edilebilir. Birazda mecburiyetten tercih ettiğim Sakura hostel Asakusa’ya ulaşınca eşyalarımı bıraktım.. İlk hostel tecrübem olduğu için biraz tedirgindim ama ortamı görünce rahatladım. Çoluk çocuğuyla gelen mi dersiniz (en çok buna şaşırdım), genci yaşlısı her renkten gezginin buluştuğu mekanlarmış hosteller. Söz konusu olan yerde oteller de çok pahalı olunca buraların nimet olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim tabiki. Akşamları yorgunluğu atarken gezdiğimiz yerler hakkında konuşmak ve karşılıklı tecrübeleri aktarmak çok güzel bir deneyim oldu. Otellerde daha izole ortamlar var ve bu ortamı yakalamak oldukça zor.

İlk önce Asakusa’yı keşfe çıkmak üzere dışarı çıktım. Akşam saatleri biraz da yorgun olduğum için oldukça sakin olan bu bölgede takılmayı tercih ettim. Kaminarimon kapısı otele 5 dakika olunca ilk durağım burası oldu. Aslında gitmesem de olurmuş çünkü daha sonra buradan 10-15 kere geçtim yolumun üzerinde olduğu için 🙂 Akşam saatlerinde bu kapıdan geçince görünen onlarca dükkan kapalıydı ama kısıtlı zamanı olanlar için akşam bu bölge yine de mantıklı. Bu bölgede tapınakların içi hariç her yeri her saat gezebilirsiniz. İç kısımlarda görülecek önemli bir şey de yok açıkçası. Burası için en önemli nokta ise “gerçek senso-ji” tapınağının yeri 🙂 Etrafta ki diğer yeni ve büyük tapınaklardan dolayı tarihi olan “asıl” kısım biraz arka planda kalıyor. Dikkatsiz gezginler senso-ji tapınağını görmeden burayı terkedebilir, gördüğünüz o kocaman renkli tapınaklar meşhur senso-ji değil, aman dikkat!

Ertesi sabah tek başına olmanın verdiği avantajla erkenden (sabah 5’te!)  kalkıp zaten birkaç reçel ve ne idüğü belli olmayan çorbadan ibaret kahvaltıyı kahveye abanarak ışık hızıyla yaptıktan sonra 5.30’da kendimi ıssız asakusa sokaklarına bıraktım. Sabahleyin burası ayrı güzel oluyor onu da belirtmeden geçemiyeceğim. Fotoğraf çekmeyi sevenler için bir çok detay içeren bir mekan bu tapınaklar bölgesi. Burayı hızlıca gezerek hemen rotayı takibe başladım.  İlk gün rotayı Asakusa-Ueno-Ameyoko-Akihabara-Yasukuni Shrine-Imperial Palace-Ginza şeklinde belirlemiştim. 15 km civarı olan bu yolculuk benim küçük ama dev adımlarımla yaklaşık olarak iki buçuk saat demekti. Metroya in-çık yaparken zaman kaybetmektense yerin üstünden ilerleyip Tokyo’yu yaşamak ve turistik noktalar haricindeki çevreyi görmek bana çok daha cazip gelmişti.  Her noktada kaybedeceğim vakitlerle beraber akşama kadar gezimi bitirebilecektim. Ve de tam olarak öyle oldu 😀

UENO: Parkı ve müzesiyle Tokyo’nun başlıca önemli noktalarından olan bu bölgeye tahminen 45 dakikalık bir yürüme sonucu ulaştım. Yolculuk, Tokyo şehir hayatının uyanmakta olduğu zamana denk geldiği için ayrı bir keyifli olmuştu. Yolda gördüğüm ufak tefek tapınakların bahçelerinde minik molalar vererek sabah işe giden Japonların buralara uğrayarak yaptıkları ibadetleri görme şansına eriştim. Parka geldiğimde ise ilk dikkatimi çeken dev bir sakura ağacı oldu. Sabahın köründe bile bu ağacın altında fotoğraf çekmeye çalışan üç beş Uzakdoğulu vatandaş tatilin geri kalanında defalarca göreceğim manzaranın habercisi olma özelliğini taşıyordu. Sakura görmek için yanıp tutuşan ben miyim yoksa onlar mı şaşırıp kaldım açıkçası 🙂

Parkları her zaman çok seven ben, bu parka aşık oldu. Özellikle sabah Shinto ayini yapan Japon amca ve teyzeleri izlemek büyük keyif oldu benim için. Ayrıca parkın kenarındaki göletin içinden geçen patikamsı yolda yürürken şair bir japon dedeyle, bir saate yakın dünya ülkeleri ve halkları hakkındaki sohbetimiz bu parkı benim için çok daha anlamlı kılıyor. O dedeyi bulursanız selam söyleyin ve şiir kitaplarından bir tane alıverin, merak etmeyin, kitaplar İngilizce 🙂

Müzeleri hem seven hem de nefret eden ben, meşhur müzenin bu karga kahvaltısı saatinde kapalı olmasına hiçte üzülmedi (ki kapalı olacağını zaten biliyordu) ,hava da güzel olunca benim için dışarısı çok daha önemli 🙂

Ueno parktan çıkıp Ameyoko çarşısına giderken bazı sokak aralarının gece kulüpleri dolu olduğunu gördüm. Sanırım geceleri burada da hareket oluyor.

AMEYOKO ve AKİHABARA

Ueno’dan Akihabara’ya raylı sistem kullanmayı düşünmüştüm ilk başta ama Ameyoko çarşısı beni bu düşüncemden vazgeçirdi. Japonya gibi kurallar ülkesi sayılabilecek bir yerde böyle bir Mahmutpaşa çarşısı benzeri yer bulmak oldukça ilginç geldi bana. Son zamanların tabiriyle “çakma” ürünlerin cirit attığı bu çarşı, sadece tek eşofman üstü getiren bana rüzgâr kesici bir mont almak için iyi bir fırsat verdi. 10 ile 20 TL arasıında bir fiyata aldım çakma montumu ve hala severek kullanıyorum 🙂 Burada esnafta hafif Mahmutpaşa esnafını andırıyor, çakma ürün satmak Japonu bile değiştiriyor azizim 🙂 Erken saatlerde bile hareketli olan bu çarşıyı gezmenizi şiddetle tavsiye ediyorum 🙂

Akihabara hakkında söylenecek çok fazla şey yok, electric town’a gelip kendinizi akışına bırakmanız yeterli olacaktır. Şöyle özet geçeyim: O kadar kafa karıştırıcı bir yer ki, fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum 🙂  Maid cafeleriyle de meşhur olan bu bölgeyi anlatacak kelimeler bulup bunları cümleye çevirmek gerçekten çok zor 🙂 NYC Times Meydanı bile hafif kalır buranın yanında…

IMPERIAL PALACE

Rotanın en uzun yürüyüşü bu kısımda olduğu için Akihabara da satılan bol kalorili keklerden ve dondurmalı kreplerden yemekte büyük fayda gördüm. Yanıma aldığım 2 LT’lik suyun büyük kısmı bu yolda bitti sanırım. Yol üzerinde bir çok müzik enstrüman market olması piyano almayı düşündüğüm için piyasa araştırması açısından faydalı oldu şüphesiz.

İmparatorluk sarayına ulaştığınızı nasıl anlarsınız? Japonya’da bu sorunun cevabı: Bir hendek kanal ve kanal kenarında hafif yüksekçe bir duvar gördünüz mü orası ya saraydır ya da kale. Daha sonra alışacağım bu manzara da çok hoşuma gitti. Bu bizim için alışılagelmiş bir manzara değil sonuçta. En eski sarayların sadece temelleri kalmış olsa da, bizdekinden farklı olarak yerin üstüne yapılmış olan bu kaya temeller bile sizi Japon tarihine götürmeye yetiyor. Oldukça geniş bir bahçeye sahip olan bu sarayda da sakura bulmak istediniz mi kalabalığı takip etmeniz yeterli. Sakura çılgınlığının ortasındayım 😀 Hava serin olsa da güneşin ısıttığı yerlere yarım saat uzanıp ayakkabılarınızı çıkartabileceğiniz geniş, sarı (!) çimenlikler bulunmaz fırsat. Parkın Ginza tarafında panoramik fotoğraflar çekebileceğiniz birkaç yüksek nokta var bunu da hatırlatayım.

Bu arada meşhur Yasukinu tapınağını imparatorluk sarayının çekimine kapıldığım için atladım, bence siz gidin bu meşhur tapınağa 🙂

GİNZA – SHIBUYA

Uzun bir yürüyüşün en zor zamanları tabii ki sonlarıdır. Ginza’da tabanlardan gelen zonklamaları hissetmeye başlasam da bu kadar yol almışken geriye dönecek değiliz! Rotanın geri kalanında çok güzel bahçeler, binalar, yollar görsem de Ginza’ya gelince burası şehrin diğer kısımlarından birkaç tık “ağır” olduğunu hemen hissettiriyor. Yüksek binaların ip gibi dizildiği bu bölge bana biraz Amerikanvari gelse de çok hoşuma gitti doğrusu. Birbirinden ünlü markalar ve restoranların olduğu bu bölgedeki fiyatları aşağı yukarı tahmin ettiğimden hiç oralı olmayarak etrafı, cama ekmek banan Kemal Sunal  🙂 edasıyla gezdim. Ve kararmaya başlayan hava ile birlikte günün ilk metro kullanımını yaparak Asakusa’ya döndüm. Sırtım orta derecede ağrıdığı için bir masaj salonuna girdim ve ertesi güne hazır olmak maksadıyla biraz pahalı olsa da masajımı yaptırdım. 2000 yen verdik ama değdi, hatta uyuya kalmışım sonlara doğru. Birde her yerde gördüğüm watami’lerden birine girip peynirli karides güveç ve geleneksel kızarmış tavuk yedikten sonra uyumak üzere hostele döndüm.

 

TOKYO 2. GÜN

MEIJI JINGU

Tokyo’nun olmazsa olmazlarındandır Meiji Jingu. Kitasando metro istasyonunda inip yukarıdan giriş yapmanızı tavsiye ederim. Güzergah olarak iniş yönünde olur böylece ve çıkış kısmında Takeshita Street’e ulaşırsınız.  İnternette gördüğünüz bütün gezilerde buraya ait resimler görürsünüz. Bu parkın büyük kısmı ve tapınak tarafı ücretsiz, içerideki özel bahçe ise 500 yen. Tabi bu bahçe mutlaka gezilmeli. Bu bahçe gezilmeden Meiji Jingu çok eksik kalır. Kısaca şöyle tanımlayabiliriz burayı: Tarih ve doğanın mükemmel uyumu…

TAKESHITA STREET- ROPPONGI

Burayı anlatmak biraz zor, bazıları burayı çok yapay bulabilir ama Japonya’nın anime, çizgi roman, bilgisayar oyunları ve karaoke düşkünlüklerini hesaba katarsanız Takeshita sokağının da asla abartılı olmadığını düşünebilirsiniz. Sokağın her tarafı şeker ambalajına sarılmış hissi uyandırıyor. Buraya kadar gelmişken bir dondurmalı krep yemezseniz ayıp edersiniz tabi. Bu sokağın hemen ardında bir tapınak bulunca burayı da gezmeden edemedim.

Veee her gezginin korkulu rüyası: Yağmur! Aslında yağmurda gezmeyi severim ama 3. durağım olan Akasaka palace’ın kapalı olması ve tabanlarımın zonklaması beni rotamdan alıkoydu. Biraz roppongi bölgesini gezdim. Turistlere yönelik pek çok restoran ve eğlence mekanının olduğu bu yerde meşhur Tokyo kulesini de görebilirsiniz. Burada epey Türk restoranı da gördüm.

SHIBUYA

Yine çok ikonik bir bölge olan burasını da gece gündüz demeden ziyaret edebilirsiniz. İki önemli nokta var burada. Metro istasyonunun hemen yanındaki meşhur yaya geçitlerinden geçen insanların oluşturduğu inanılmaz ahenkli kargaşa (!) (burası için meydana bakan yüksekçe bir yer tavsiye ederim; starbucks gayet uygun manzara için)  ve unutulmaz köpek dost Hachiko’nun heykeli 🙂

Sonrası; yara bere içindeki ayaklarımı dinleyerek hostele dönüş ve oradaki gezginlerle hoş sohbet yapıp yatağıma ulaşma süreciyle günü tamamlayış…

Başta da belirttiğim gibi Tokyo’yu gezmek için şu kadar zaman yeterli demek çok zor. Sizlere de tavsiyem nerelere gitmek istediğinize karar verip ona göre bir plan oluşturmanız. Ama genel olarak düşüncem Tokyo’ya bir kez gelen bir daha yine gelir. Onun için çok sıkışık program yapmayın, nasılsa yine geleceksiniz 🙂